Kılavuz Döner, iyi döner...

Bir önceki yazımızda ”en iyi döner”den söz edip, “Siz siz olun her denilene inanmayın. Yoksa yaşadıklarınız kulağınıza küpe olur ki bir zaman gelir, kulağınızda küpe takacak yer kalmaz!” demiş ve Kasap Döner’de yaşadığımız hayal kırıklığını yazmıştık.

Aradan bir iki hafta geçti geçmedi, “siz siz olun” tespitimizin doğruluğunu yine bizzat kendimiz tespit ettik ve bundan böyle sokak lezzetlerini ararken “bildik”, “önerilen” “Aman ne şahane! Şuraya da gitmiş miydiniz? Hadi şuraya gidelim” önerilerine kesinlikle kulağımızı tıkamaya karar verip kendi kılavuzluğumuzda yürüye yürüye ara sokakları arşınlaya arşınlaya Karaköy’de “Kılavuz Döner”i bulduk: Bingo!

Öyle derler ya? Yani anlamı “Tam isabet!”

Gerçi içeri girdiğimizde neredeyse öğlenden sonra saat iki olmuştu. Dönerin takılır takılmaz en fazla bir, hadi bilemediniz bir buçuk saat içinde yenilmesi gerektiğini biliyorduk. Çünkü döner ateşte ne kadar uzun süre kalırsa o kadar kurur, suyunu, lezzetini dolayısıyla nefasetini kaybeder. Yediğiniz, döner olmaktan çıkıp, ağzınızda kuru kabuk bir ete dönüşür ki, dayanılmaz bir ıstıraptır. Geçen gün Kasap Döner’de başımıza gelen işte bu idi ya da şimdilerde diyoruz ki , “Belki de kuruluk ve sertlik biftekten döner yapmaya kalkmak yüzünden olmuştur.”

Neyse!

Kılavuz Döner’i Karaköy’de tesadüfen, “Dur bakalım bu sokak arasında ne var?” merakıyla bulduk.

Aslında çok da sokak arası sayılmaz bir sokakta neredeyse Karaköy’ün göbeğinde. Hemen katlı otoparkın yanı başında. İskeleden çıkın, Yeraltı Camii’ne doğru otoparka doğru yürüyün, ikisini de geçin, Yüksek Kaldırım’a yönelecekmiş gibi yapınca işte sağda…

Dükkan tarifini bu denli karmaşık, netlikten uzak verdik ki döner merakıyla biraz da eğlenesiniz, yiyeceğiniz nefaset için ter dökesiniz.

Bulduk Kılavuz’u girdik içeriye.

Biz gittiğimizde az biraz tenhalaşmıştı. Öğlen vaktini düşünemiyoruz bile…


Efendim tezgahın arkasında iki kişi var ki harıl harıl çalışıyor. Biri döner kesiyor biri kesilen dönere nohutlu pilav ekliyor.


Bu arada dönerin yanına nohutlu pilava ilk kez Kılavuz’da rastladık. İlginç… Denenebilir.

Döner tabağı domates dilimleri ve nohutlu pilavla güzeldi ancak her dönercide artık kural haline gelmiş birkaç dilim patates kızartması sabahtan kalma ve kötüydü. Bizce dönere patates ve biber turşusu yakışmıyor; döner sade, belki biraz ekmekle yenmeli…

Bu arada biz öyle yapıyoruz bizce siz de özellikle et yiyorsanız öncelikle gelen eti tadın, bir güzel çiğneyin yani etin tadını almaya çalışın… İlk lokmanız et olsun yani. Hatta etten önce tıpkı kahve içmeden önce yapıldığı gibi ağzınızı su ile çalkalayıp eti öyle tadın.

Biz de öyle yaptık.


İlk lokmamız güzeldi. Döner, öğlen olmasına rağmen kurumamıştı. Bizce onu o saatte canlı, yağlı yüzlü tutan, dana trançın yanında, içine katılan kuzu döşüydü.

Nohutlu pilav çok başarılı değildi ancak arada nefis köreltiliyor. Eğer bir daha Kılavuz’da döner yemeğe gidersek, tabağımıza sadece döner koymalarını hatta bir buçuk olmasını ama yanında mutlaka pide olmasını isteyeceğiz. Çünkü Kılavuz’da bu kez pide kalmadığından odun fırını ekmeği ile yetindik.

Bu arada Kılavuz Döner’de fiyat da süper: Porsiyonu 10 lira!

1 yorum: