Hipodrom'dan Günümüze Ne Kaldı?

Günümüzde (Cumhuriyet) adı Sultanahmet Meydanı; nefes kesici Sultanahmet Camii bölgede yer aldığından öyle anılıyor; ondan önceleri (Osmanlı) At Meydanı derlermiş çünkü orada ata binilir, yiğitler türlü hünerlerini sergiler, seyreyleyenleri büyüler, başka zamanlarda da birbirinden iddialı cirit oyunları oynanırmış; ancak bütün bu olup bitenlerden önce (Doğu Roma) oranın adı Hipodrommuş! (MS 300’ler)

İsterseniz önce tam da nerede yer alırmış Hipodrom ondan söz edelim birkaç cümle sonra da içinde neler yaşandığına geçelim.

Şimdiki Sultanahmet Meydanı’na geldiniz sırtınızı köftecilere verin, tam olmasa da girişini Firuz Ağa Camii’nin oradan gibi hayal edin ve sağ yanındaki duvarlarını ve halkın tribünlerini İbrahim Paşa Sarayı’na yaslayın, sol yanınızı yani Sultanahmet Camii’ni imparatorluk tribünü olarak düşünün.

Dev ölçüde bir U harfi şeklinde olan Hipodrom’un doğu uzun tarafında (Sultanahmet Camii), damında 4 bronz at bulunan (bugün İtalya’da bu heykeller) balkon şeklinde, imparator locası yer alırmış.


Ortada, Hipodrom’n kum kaplı sahasını ikiye bölen, arabaların etrafında yarıştığı alçak bir duvar, bu duvarın üstünde de imparatorluğun çeşitli yerlerinden getirilen abideler ve meşhur at yarışçıları ile atlarının heykelleri, bir de Örme Dikilitaş, Mısır’dan getirilen Obelisk ve Delfi'deki Apollon Tapınağı’ndan getirtilen Yılanlı Sütun bulunurmuş.

Şöhretli bir araba yarışçısı akla gelebilecek her türlü maddi olanak içinde yüzerken, yarışçılar yeşil-mavi-sarı-kırmızı gibi politik güçleri de olan takımlardan birinde yer alırmış.

Şehrin toplantı, eğlence ve spor merkezi olan Hipodrom 10. yüzyıla kadar önemini sürdürmüş, içinde araba yarışlarının dışında müzisyenler çalmış söylemiş, dansözler, akrobatlar gösteri yapmış, vahşi hayvanlar kavga ettirilmiş! Ve bütün bunların seyredilmesi için de bol bol tatil günleri icat edilmiş Doğu Roma’da

Ancak sanmayın ki Hipodrom’da sadece güzel günler eğlenceli günler yaşamış kent halkı; Iustianus'un saltanatında ünlü ‘Nika Ayaklanması’ olmuş içinde, 30 bin kişi öldürülerek bastırılabilmiş.

Daha sonra 1185'te İmparator Andronikos Komnenos’un linç edilmesi de burada olmuş. Ancak en büyük yıkımı Latinler’in istilasında 1200’lerde yaşamış ondan sonra da kaderine terk edilmiş ne araba yarışları yapılmış ne vahşi hayvanlar birbirini parçalamış müzik ise hepten susmuş!


Osmanlı devrinde bu meydanda bazen Yeniçeri isyanları olmuş çınarları Vakvak Ağacı’na dönmüş bazen de kırk gün kırk gece süren şehzade sünnet düğünleri, şenlikler burada yapılmış.

Uzatmayalım Hipodrom’dan günümüze zemini dört beş metre yükselmiş geniş bir alan, içinde bulunan iki dikili taş, bir de Yılanlı Sütun bir de ne kalmış biliyor musunuz?


Şimdilerde Sultanahmet Camii’nin dış avlu duvarına yaslanmış yatan, bir zamanlar halk tribünlerinde taraftarın oturması için yapılan taş koltuklardan bir parça!

Eee o zamanlar rakip takıma kızan taraftar, tribünlerden taş koltukları söktüğü gibi sahaya fırlatamıyormuş tabii ki?


Hamiş; Vakvak Ağacı, "vak vak" diye bağıran meyveleri insan kafası şeklinde olan bu efsanevi ağaçtan hem eski Türk efsanelerinde hem de binbir gece masalları gibi İslamik edebiyat örneklerinde bahsedilir.

Yakınçağa gelince de etkisini kaybetmez, ondokuzuncu yüzyıla kadar çok insanın asıldığı kanlı olaylara halk arasında "vakayı vakvakiye" dendiği görülür.

Bütün bu yönleri ile vak vak ağacı her çağa mal olmuş, işlerin yolundan çıktığını gösteren bir felaket alametine dönüşmüştür.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder