Rumelifeneri ve de Kalesi...

Bilen biliyordur, biz şimdiye kadar gidip görmemişsek başkasına ne? Kendi derdimize yanalım!

Siz siz olun bizim durumumuza düşmeyin, bir an önce Rumelifeneri’ne gidip, kalenin eteğindeki kayalıklara yayılın kendinizi seyre bırakın; görün bakın Karadeniz’in tadı nasıl çıkıyormuş?


Biz gerçi daha önce Rumelifeneri’ne gitmiş, köyü dolaşmış hatta Balıkçı Barınağı içindeki Barınak'ta karnımızı doyurmuştuk. Ancakkk hiç kaleden yana yüzümüzü dönmemişiz ki ya da görüp de görmemezlikten gelmişiz ki Karadeniz’in Rumeli yakasındaki son kayalıklarda yükselen yapıdan haberdar olmamışız.


Onun için unutmayın köyü, koyu, feneri, Sarı Saltuk Dedesi, balıkçı barınağı ne kadar önemliyse kalesi de o kadar önemli, gezmeden olmaz.


Hele kayalıklarında Karadeniz’e uzanmadan hiç olmaz.

Kısa hikayesine gelince; köy taa antik çağdan günümüze kadar ulaşmış bir yerleşim yeri ve bilinen en eski ismi Panium; Bizans döneminde Fanaraki veya Fanariyan Burnu (Avrupa Feneri veya Küçük Fener) olarak bilinmiş.


Köy tıpkı Garipçe Köyü gibi kayalıklar üzerine kurulu. Kurulu ama kurulduğu yer İstanbul`un Karadeniz’e bakan en uç noktası ve o noktadan sonrası uçsuz bucaksız Karadeniz.

Ketendere ve Marmancık koyları ile Rumelifeneri Kalesi köyün en önemli mekanlarını oluşturuyor.

Ancak köyün en önemli tarihi eseri bilineni ise 15 Mayıs 1856’a açılışı yapılan ve o günden bu güne gemilere karanlıkta yol gösteren Rumelifeneri.

1855-1856`da Kırım Savaşı sırasında Fransız ve İngiliz savaş gemilerinin İstanbul Boğazı’nın Karadeniz girişini görebilmeleri ve boğaz sularına rahatça girebilmeleri amacıyla yapılan fenerin kule yüksekliği 30 metre ve kıyılarımızdaki en yüksek kule özelliğini taşıyor.

Benzerlerinden ayıran en önemli özelliği ise içinde türbe olan ilk ve tek fener olması. Fenerde bulunan Sarı Saltuk Türbesi, yerli ve yabancı birçok turist tarafından ziyaret ediliyor.

Rivayete göre, Balkan ve I. Dünya savaşları sırasında köy düşman gemilerinin bombardımanına maruz kalmış, bütün evler yıkılmış. Feneri hedef alan düşman topçusu, bütün ısrarına rağmen fenere tek bir top mermisi bile isabet ettirememiş.

Feneri o günlerden bugüne, Sarı Saltuk’un koruduğuna inanılıyor ve balıkçılar türbesini ziyaret etmeden balığa çıkmıyor.


Gelelim kaleye; günümüzde kullanılabilir durumda bulunan ve Cenevizliler tarafından yapılan yapı, biz bilmiyormuşuz ama köyün en çok ziyaret edilen mekanları arasında yer alıyormuş.

Kale Osmanlılar tarafından da bir süre kullanılmış, ancak şu anda bizden önce ziyaret eden bir başka ‘gezgin’in de yazdığı gibi ‘hala bakımsız ve de virane.’


Ancak konumu dolayısıyla manzarası o kadar muhteşem ki gözünüzü ufuk çizgisinden ayıramıyorsunuz.

Cumhuriyet döneminde de yakın zamana kadar askeri amaçlı kullanılan kale şimdilerde yani ilk yapıldığından bu yana üstünden yüzyıllar geçtikten sonra kaderine terk edilerek artık sivil halka açılmış ya da açılmak durumunda kalmış.


Biz kaleyi keşfetmeye çalışırken biraz ileride kayalıklar üstünde gençler mangal yapıyordu.

Hamiş; yaz aylarında bu kayalıklarda denize giren, girip de boğulan çok olmuş; biz en iyisi lodosta gelip kayalıklara çarpacak dalgaları seyredelim.

4 yorum:

  1. Elinize emeğinize sağlık, fotoğraflara bile bakınca huzur buldum :)

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim bolat bey...

    sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Poyrazda usta, lodosta değil

    YanıtlaSil
  4. hocam biz ancak lodosta gitmeye cesaret edebiliriz, artık poyrazı nasıl olur onu da fotoğraflarsın bize...

    YanıtlaSil