Çivisiz Camii'nin Çivileri / Kastamonu 4

‘Kastamonu olağanüstü bir kent’ demiştik ya; işte bu ‘olağanüstü’ kentin bir o kadar da ‘olağanüstü’ hikayeleri var ki, adının nereden geldiğinden tutun da taa Saat Kulesi’ne, türbelerine kadar uzanıyor.

Önce isterseniz rivayetlere Kastamonu’nun adından başlayalım; efendim rivayete göre (hep öyle anlatılır ya) Bizans Tekfuru’nun güzel kızı Moni, Türk komutanına aşık olur. Tabii Türk komutan da Moni’ye…

Vee Türk komutan aşkını, ‘Kastım Moni’ der haykırır, yani ‘Moni’yi almak istiyorum.’

Moni bu isteği karşılıksız bırakmaz hemen kalenin anahtarını aşağıya, Türk komutana atar.

Ancak ‘zalim baba’ olanları öğrenir ve çok şiddetli öfkelenir ve o öfkeyle de kızını tuttuğu gibi kaleden aşağıya atar.

İşte o günden sonra derler ki, ‘Kastım Moni’ haykırışı Kastamonu olmuştur.

Ancak hikaye burada bitmez, o günden sonra yani Moni kaleden aşağıya atıldıktan sonra düştüğü yer, "Kırk Kız Türbesi" olarak anılır.

‘Kırk Kız’ denmesinin nedeni de zavallı Moni düştüğü yerde tam kırk parçaya ayrılmıştır da ondandır.


Kastamonu Kalesi’nin yerden yüksekliği aşağı yukarı 120 metreymiş. Kenti içindeki tarihi yapıları, Saat Kulesi’nden sonra en iyi kaleden seyretmek mümkün.

Kalede görülecek birçok şeyin yanı sıra bir de "Bayraklı Sultan" olarak anılan bir türbe var ve de türbe hakkında anlatılan bir rivayet; o da şöyle;

“Yunus Mürebbi adlı nalbant çırağı fetih sırasında komutana, ‘komutanım bayrağı ben dikmek istiyorum’ demiş. Buna karşılık komutan izin vermemiş. Ve Yunus Mürebbi, ’Dün gece rüyamda Hz. Muhammed’i gördüm. Yarın yanıma gel ama bayrakla gel’ dediğini söylemiş. Komutanın gözleri dolmuş ve kabul etmiş. Mürebbi kuşatma sırasında kaleden dökülen kızgın yağlara ve oklara rağmen bayrağı surlara dikmiş, diker dikmez de okla vurulup şehit olmuş. Mürebbi öldüğü yere gömülmüş. O gün bugündür mezarı halk arasında ‘Bayraklı Sultan’ olarak anılmış.”

Kastamonu hakkında hikayeler bitmiyor tabii; alın size bir hikaye daha (hatta iki hikaye daha) onlar da Saat Kulesi ile ilgili;

Bir rivayete göre II. Abdülhamit zamanında saat, yanlış gitmesi ve zamansız çalması yüzünden saraydakileri kızdırmış ve saray tarafından cezalandırılarak, Kastamonu'ya sürgüne gönderilmiş.

Diğer bir rivayete göre dönemin padişahının hareminde bulunan bir gözdesi saatin saat başı vuran gongu yüzünden korkuyla karnındaki çocuğu düşürür ve saat padişah tarafından Kastamonu'ya sürgün edilir.

Ancak rivayet başka gerçek başka tabii; o da şöyle ki işin aslına göre Kastamonu Hükümet Konağı arkasında, şehrin doğusunda bulunan yamaç üzerinde yer alan Saat Kulesi'ni Kastamonu Valilerinden Abdurrahman Nureddin Paşa 1884-1885 yıllarında yaptırmış ve saatini de Avrupa'dan getirtmiş.

Şu günlerde restorasyona alınan Saat Kulesi kare bir kaide üzerinde 12 m. yüksekliğinde. Açık sarı ve açık yeşil renkte kesme taştan yapılmış. Yuvarlak kemerli bir kapı ile içerisine girilen kule, içten iki katlı.
Kastamonu hikayeleri bitti ya da bizim bildiklerimiz, duyduklarımız bitti. Şimdi isterseniz ‘gerçek hikayeler’e gelelim; çünkü anlatacağımız gerçekten de olağanüstü bir ‘hikaye’; adı da Çivisiz ya da Mahmut Bey Camii.

Yalnız Çivisiz Cami’ye gitmek için az biraz Kastamonu’nun dışına çıkmanız gerekiyor. Camii Kastamonu-Daday Karayolu’nun 18. kilometresinde yer alan Kasaba Köyü’nde.


Cami 1366 yılında, Candaroğlu beylerinden Adil Bey’in oğlu Emir Mahmut Bey tarafından yaptırılmış. Dıştan sade bir görünüme sahip olmasına karşın gerek süslememeleri ve gerekse tarzı nedeniyle dünyadaki nadir örneklerden…


Bindirme tekniği ile çivi kullanılmadan yapılan cami, restorasyon dönemleri dışında yüzyıllardır cemaate ve ziyarete açık tutulmuş şimdilerde ise sadece cuma günleri inananları kabul ediyor.

Ancak pek gelen ve geçeni yok camiinin, meraklısı, bileni ile günlük ziyaretçi sayısı yirmi, otuz civarındaymış.


Süslemeler dışında 2007 yılında bir restorasyon geçiren caminin iç kısmında yer alan ahşaplar ve üstlerindeki mavi, yeşil, kırmızı renkli işçilik gerçekten olağanüstü ve mutlak görülmesi gerekiyor.


Bu eşsiz cami gerçi bindirme tekniği ile ve çivisiz yapılmış ama günümüz insanı caminin çivisiz olmasını kendisine yakıştıramamış ki yüzlerce yıldır çivisiz duran caminin 8 metre yüksekliğindeki ağaç sütunlarının sağına soluna çivileri çakıvermiş; kimse de ‘Niye çaktın? Kim çaktı’ demediğinden çiviler oldukları yerde duruyor.


Elektrik ve ısıtma sisteminin olmadığı cami 12 penceresinden gelen ışıkla aydınlanıyor.


Dış kapısı da ahşap olan ve işçiliği dünyanın sayılı örnekleri arasında gösterilen kapının aslının bugün ne yazık ki yerinde yeller esiyor. Asıl kapı Kastamonu Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi’nde sergileniyormuş.

Bu arada küçük bir ayrıntı daha; caminin yapımında deprem kolonları da kullanılmış. Mihrabın iki yanında yer alan ve deprem anında binanın yatıp yatmadığını anlamaya yarayan mermer sütunlar hala kendi etrafında 360 derece dönebiliyor.

Yine bir ayrıntı daha o da caminin taş olan tek minaresi hakkında. Gün gelmiş yani 2007 yılındaki restorasyonda yetkililer minarenin caminin güvenliğini tehdit ettiği sonucuna varmışlar ve taş minareyi yıkarak yerine bugünkü ahşap minareyi yapmışlar.

Çivisiz Camii ya da diğer adıyla Mahmut Bey Camii, İbn- Batuta’nın seyahatnamesinde de konu edilmiş. Batuta, ‘caminin tek katlı olduğunu ama mahfillerle üç katlı hale getirildiğini. Bu mahfillerin ortada yer alanında sultanın, âlimlerin, yüksek rütbeli askerlerin, onun üstündekinde ise veliaht ile kölelerin namaz kıldığını’ söylüyor.


Kastamonu’da gezilecek ve de görülecek çok şey var; onların başında da tarihi yapılar geliyor. Ancak zamanınız bizimki gibi kısıtlı ise aklınızda bulunsun bir başka zamana mutlak surette


Külliyeleri yani Şeyh Şabanı Veli, Yakupağa ve Nusrullah Kadı külliyelerini; bir çok farklı mimari tekniğin uygulandığı konakları; Arkeoloji ve Etnografya müzelerini gezin; içine sokarlarsa Hükümet Konağı’nı dolaşın.

Hamiş sıra geldi 812 çeşit yemeğe, Yaşar’a Sarı Kılçık’a…

2 yorum:

  1. Bu safayı çok beğendim. Kastamonu'ya gittim, bayıldım, ama bu hikayeleri duymadım. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. Bu güzel tanıtım yazınız için çok teşekkür ederiz. Kastamonu son zamanlarda tanınmaya başlayan, doğasıyla ve tarihi ile bakir kalmış illerimizden birisidir. Efsane ve hikayeleri tabiki bu kadar değildir. Türbeleri ve Hititlerden başlayan ve Candaroğlu beyliği ve Osmanli İmparatorluğu ile devam eden tarihi yapı ve kalıntıları gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Sofrabezi, Taşköprü sarımsağı, sarıyazması, çekme helvası ile keşfedilmeyi bekleyen, huzur ve mutluluk şehridir. Tüm yurttaşlarımızı misafir etmekten onur duyarız. Saygılarımla.

    YanıtlaSil