Bir Olağanüstü Kent: Kastamonu / 2

İstanbul / Kastamonu arası yaklaşık 500 küsur kilometre. Küsuru var çünkü Bolu / Gerede’den sonra sırasıyla Çerkeş ve Kurşunlu ilçelerini geçip Ilgaz’a varıyorsunuz.

İşte tam Ilgaz’da ya yukarıya kıvrılıp doğru Kastamonu’ya çıkıyorsunuz ya da bizim gibi yapıp önce Tosya sonra eski yol üstünden, ‘Ver elini Kastamonu’ diyorsunuz. Dolayısıyla yolu uzatmak ya da kısaltmak sizin elinizde keyfe keder; ne için uzatacağınıza ne için kısa tutacağınıza siz karar vereceksiniz.

Tabii ki biz ikinci yolu, yolu uzatmayı seçtik; börtü böcek görmek istedik, uzun yoldan Tosya üstünden Kastamonu’ya ulaştık.

Ancak Kastamonu yolu bu kadar kısa anlatılacak bir yol değil. Yol boyunca çeşitli lezzet durakları yani mola yerleri var ki hem gidişte hem dönüşte uğrayıp aç karnınızı doyuruyorsunuz hem de fiyat / kalite analizi yapıp ‘okuyan olur’ düşüncesiyle ahkam kesiyorsunuz.

Şimdi gelelim asıl konuya; efendim biz Kastamonu için İstanbul Kadıköy yakasından sabah altıda yola koyulduk; yol boyunca ağır ağır çevre gözlemleri yaptık;


bazen hiç olmaması gereken görüntülere gözümüz,


dolayısıyla vizörümüz takıldı; birkaç on kilometre endişeyle yol aldık, birkaç on kilometre sonrasında ise endişe yerini güzelliklere bıraktı.


İstanbul’dan çıktık çıkalı aşağı yukarı üç saat olmuştu ki kahvaltı için Bolu Tüneli’ni pas geçip, eski yoldan İsmail’in Yeri’ne vardık.

İsmail’in Yeri buraların ‘en meşhur’u, yolcular tarafından ‘en bilinen’i dolayısıyla her zaman için müşterisi bol.


Gözlemimiz odur ki İsmail’in bir zamanlar basında dile getirdiği, ‘Bolu Tüneli açılacak, peki bize ne olacak?’ kaygısı boşa çıkmış durumda. Çünkü hem bizim uğradığımız eski yeri hem otoyol üstünde yer alan yeni yeri tıklım tıklım. Yani şu sıralar müşteri bulma açısından İsmail’in sorunu yok gözüküyor.

Ancak İsmail’in bir sorunu var ki o da ondan çok bizim sorunumuz gibi gözümüze battı: Fiyatları.


Üç kişi; iki menemen bir yağda yumurta, üç çay bir de ortaya eskiden bedava getirdiği şimdilerde ise hatırı sayılır bir fiyat çektiği bal / kaymak yedik. Hesap geldi ki 40 Türk Lirasıdır.

‘Peki’ dedik soruşturmadan ödedik. Hep yaparız ya bizim ülkeye mahsustur, hesap pusulasını incelememek.




Şimdi bakıyoruz ki ya hesapta bir yanlışlık vardı ya İsmail’in ilan ettiği fiyatlar eskide kalmış ya da ihtimal vermiyoruz ama kazıklandık.


Ekmeğe ve çaya İsmail’de para alınmazken biz iki menemene 8+8= 16, artı bir yağda yumurta o da 6, bir de tereyağı / bala 8 lira verip toplam 30 lira ödeyeceğimize 40 lira hesap ödemişiz. ‘Artık ne diyelim İsmail, bir dahaki sefere, inşallah.’


Bir de bunun dönüşü var değil mi? Nitekim öyle de oldu, dönüş yolunda karnımız acıkınca, bir gün önceden aklımızda kalan ‘İsmail fazla fiyatlıydı’ tespitiyle, kendimizi Hacıbey’in önünde bulduk.

İki kişi köfte söyledik ve tabii ki köfte akçaabat köftesiydi. Çünkü İstanbul’dan çıkıp daha Karadeniz adını aklınıza düşürür düşürmez bir anda her yan akçaabat köftesinden geçilmez oluyor. Başka hiçbir köfte sanki köfte değilmiş gibi sanki akçaabat köftesinden başka köfte yenilmezmiş gibi.


Neyse, bir arkadaşımız sanki bu durumu protesto ediyormuş gibi köfte yerine sucuk söyledi, söylemekle de kalmadı nasıl istediğini uzun uzun anlattı, ‘Ekmek arasında istiyorum, domates ve biber de pişirin ki içine ellerimle koyup, sucuk ekmeğin tadını çıkarayım.’

Tahmin edersiniz ki sucuk ayrı ekmek ondan çok daha ayrı hele biber ve domates çok sonraları getirilip masaya kondu.

Arkadaşımız sabırlı olduğundan çeşitli zaman aralıklarında masaya getirilenleri bir araya toplamaya çalıştı ama hiçbir zaman ekmek arası sucuğunu yiyemedi; sucukları ekmek dilimlerinin arasına dizip dizip nefsini köreltti.
Sonuç ne olursa olsun aç karnımız doydu, Hacıbey’deki müşteriliğimizi sonlandırmak için hesabı istedik; iki köfte, bir sucuk ve bir de yoğurda 38 Türk Lirası ödedik.

Sözün kısası şu ki, İstanbul / Kastamonu yolunda köfte menemenden daha ucuz!

Hamiş; meraklanma daha sırada Kastamonu’nun Windowsları, börtü böcek var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder