Gerdan çorbası merakından çatlayacaktık...

İnsanın içine bir kere ‘merak’ düşmeye görsün; ne yapıp edip, ilk fırsatta ayaklarını yine yollara düşürebiir; bir kez daha İstanbul’dan yola çıkıp taa Yalova’ya kadar uzanıp, oradan da bir 6 kilometre yol daha yol kat edip, Sepetçioğlu’nda gerdan çorbasına kaşık çalabilir.

İşte insanoğlu bu kadar damağına düşkün, bu kadar meraklıdır, ki başka hiçbir canlıda bu kadarı olmaz, bulunmaz.

Biz de ‘o canlılar’dan olduğumuzdan, geçen gün birden aklımıza takıldı ki, ‘Acaba Sepetçioğlu’nda yine gerdan çorbasını ılık mı servis ediyorlar; yine masaya hem kıtır ekmek getirip hem de insanın aklına bir kez daha öbür ekmeği de düşürebiliyorlar mı; acaba bir kez daha hem gerdan çorbası içip hem de üstüne tereyağında pişmiş çift yumurta yiyebilir miyiz; acaba kuyu kebabı yine o günkü gibi leziz mi; çatlamamak için yemesek bile sadece tatmak için accık ucundan verirler mi?

Sorular… Sorular…

İnsanın aklında bu kadar soru olunca rahatı huzuru kaçıyor tabii… Kaçınca da onu yerine koymak istiyor. Huzursuz yaşanılır mı?


Efendim uzatmayalım durumumuz bu hal alınca geçen gün İstanbul’dan sabah saatlerinde hareketle önce İzmit üzeri Körfez’i dolaşıp, Gölcük, Karamürsel derken biraz sonra Yalova’yı gördük, ki daha Bursa yolu üzerinden 6 kilometre gidilecek.

Nitekim gidildi de, ‘Bu kadar yol gelmişken, 6 kilometrenin lafı mı olur?’ ‘menzil’ dediğin çok çok birkaç araba tekerleği ötede, yürüsen bile gidersin.

Neyse sonunda büyük bir merak eşliğinde Sepetçioğlu’na varmayı başardık; kendimizi bir masaya atıp, kalabalıktan yanımıza gelebilen ilk garsona, ‘Çeeek bir gerdan çorbası’ dedik, başka da bir şey demedik.

Allah’tan Sepetçioğlu’nda servis hızlı yoksa o kadar müşterinin hem gözünü hem de midesini nasıl doyuracaklar?


Dolayısıyla önce kıtır ekmek, ardından ‘baştan çıkaran ekmek’ onların ardından da gerdan çorbası masayı şereflendirdi.


Gerdan masamızı ve tabii bizi şereflendirdi şereflendirmesine ama daha ilk kaşıkta aldı bizi bir düşünce ki aklımızı kurcalar durur, ‘Sepetçioğlu bu gerdanı her seferinde nasıl ılık tutmayı başarıyor? Bunda bir meslek sırrı var ama ne?’


Bu arada biz bu derin düşüncelerdeyken, tereyağında pişmiş çift yumurtayı da söylemiş, yağına ekmek banıp banıp sarısı beyazı demeden ne var ne yoksa seramik tabaktakileri süpürmüş;


üstüne de kuyunu başına gidip kebabın pişip pişmediğini kontrol etmişiz.

Biz anlatanların yalancısıyız, böyle anlattılar sonradan. Merak yüzünden neredeyse çatlayacakmışız da haberimiz yokmuş!

Afiyetle…


Daha Büyük Görüntüle

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder