Hıdırlıktepesi ve Beypazarı kurusu... / 3

Bildiğimiz kadarıyla Anadolu’nun birçok kentinde bir hıdırlıktepesi var. Safranbolu, Ankara ve Kütahya’dakiler en bilinenleri.

Bir de Beypazarı’nda Hıdırlıktepesi var ki yöreyi ziyaret edenlerin ilk uğrak yerlerinden biri.

Burada da tıpkı diğer hıdırlık tepelerinde olduğu gibi Hızır Peygamber’in kendini Allah'a daha yakın hissetmek için şehrin en yüksek noktasında dua ettiğine inanılıyor.

Peki ‘Niye Hızırlık değil de Hıdırlık?’ Ona da ‘Arapça ve Türkçe arasındaki seslerinin farklılığından kaynaklanıyor’ yanıtı veriliyor.


Beypazarı Hıdırlıktepesi tam da adına uygun bir tepe. Kent ayağınızın altında ve Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı bile yakından izlemeniz mümkün. Ancak Hıdırlıktepesi’nin keyfi sanırız yaz aylarında çıkar çünkü şubatta tepede vakit geçirmek bir hayli zor.

Beypazarı’nda yaprak sarması ve güveçte etli pilavdan sonra en merak ettiğimiz Beypazarı kurusu idi. Nitekim önümüze ilk çıkan fırına dalıp, kadın çalışanların mermer tezgahta şekil verdiği kuru hamurlarını seyre daldık.


Kurunun ana maddesi un, tereyağı, maya, süt, şeker ve tarçın.


Neredeyse unlu eşit oranda bire bir tereyağının kullanıldığı kuru hamuru yoğrulduktan sonra bir süre dinlenmeye bırakılıyor.


Ardından mermer tezgahta önce şeritler halinde kesilip,


Ustanın ya da fırının geleneğine göre ya küçük ya da büyük kesilip fırın tepsilerinde pişmeye gönderiliyor.


Bu arada Beypazarı’nda eğer bizim gibi hem kuru fırını bulup hem de yanındaki çay ocağını keşfedersiniz artık keyfinize diyecek yok demektir. Hızınızı alamayıp bir paket kuruyu göz açıp kapayıncaya kadar çayla tüketir üstüne de keyif kahvesi içebilirsiniz.


Beypazarı’nda tabii ki sürekli çay içip kuru yiyecek değilsiniz. Arada soluklanıp tarihi konakları gezebilir hatta isterseniz kurşun bile döktürebilirsiniz.


Yeter ki Beypazarı’nın en hızlı satıcısından uzak durun. Yoksa sizi göz açıp kapayıncaya kadar asıl Beypazarı kurusunun küçük değil büyük olduğuna, küçüklerin çabuk büzüştüklerine, kendi sattıklarının uzun süre dayanacağına inandırır, ev baklavasının tadına baktırır, alışveriş torbanıza bir paket erişteyi de hediyelik diye koyuverir. Beypazarı’nda ondan uzak durun yoksa bütün dükkanı size satabilir.





Yandaki fotoğraf ise akşam yemeğinden. Dostlar Tesisi’ndeyiz. Bu kez mönüde testide pilav var. Gerisi düşmana bile anlatılmaz!



Hamiş; haftaya hem Kalecik hem de karası var!

2 yorum:

  1. Hocam dediğiniz tip satıcılara Beypazarı'nda çok şükür hiç rastlamadım. Size denk gelmişler ama. Beypazarı kurusu bilakis büyük olmaz. Küçük olur. Tereyağlı, zeytinyağlı ve margarinli olmak üzere üç çeşittir. Uygun koşullarda (cam kavanozlarda) saklarsanız aylarca tazeliğini muhafaza eder. Bir de yaş kuru vardır ki (bir kez fırınlanmış) onu uzun süre saklayamazsınız. Ayrıca Beypazarı'nın pekmez sucuğu da meşhurdur. Gümüşlerini demeye gerek yok zaten. Çok güzel tanıtmışsınız. İyi gezmeler.

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim bunca bilgiye. işe yaradı. bu arada zaten satıcı kızın, 'kurunun büyüğü makbuldür' derken pek de doğru söylemediğini düşündük ama almadan da edemedik.

    YanıtlaSil