Edirne ve Selimiye Camii ve de Köfteci Osman...

Yaz başında bir Karadeniz turu hayal edip, hedef olarak da kendimize Sarp Sınır Kapısı’nı göstermiştik.

Şükürler olsun ki gerçekleşti. Sarp’a kadar gidip sınır kapısına el değdirdik gerisi geri İstanbulumuz’a geri döndük. Yeri geldiğinde de Sarp Sınır Kapısı’na el vurmuşluğumuzu sağda solda anlattık hava attık.

Geçen günlerde ise hiç hesapta yokken niyetimiz Edirne’ye kadar gidip yıllardır görmeyi hayal ettiğimiz Selimiye’yi, Eski Camii, Sarayiçi’ni gezmekti.


Nitekim bu niyetle yola çıkıp tam da Edirne’ye ulaşmışken, otoyolun ‘Şehir Merkezi’ çıkışını kaçırıp, bir anda kendimizi Kapıkule Sınır Kapısı’nın karşısında bulduk.

Dolayısıyla Türkiye’nin hem kuzey-doğu hem de kuzey-batı ucunda yer alan iki büyük sınır kapısını görmüş olduk.

Ancak hep gazetelerde okur, TV’lerde seyrederdik ki, Kapıkule’de çoğu zaman uzun kuyruklar oluşur, araç giriş-çıkışı zorlukla yürütülür… Bizim karşısında durduğumuzda ise Kapıkule’de in cin top oynuyordu ki sanırsınız Türkiye’nin en ıssız sınır kapısıdır.

Hal böyle olunca etrafa şöylesine bir göz atıp, 10 kilometre uzaklıktaki Edirne’nin yolunu tuttuk, gelip hemen Selimiye’nin duvar dibinde yer alan Taşodalar’a yerleştik.


Efendim söz gelmişken Taşodalar’dan biraz söz edelim de nasıl bir konakta konakladığımızı öğrenin bari…

Osmanlılar 1362 yılında Edirne’yi fethetmişler ve ilk sarayı da Kavak Meydanı’na yani şu anda Selimiye Camii’nin bulunduğu alana yapmışlar. İşte Taşodalar da bu sarayın konaklarından biri. Tarihçilerin kayıtlarına göre 29 Mart 1432’de Fatih Sultan Mehmet saraya ait bu konakta, Taşodalar’da doğmuş. Taşodalar 600 yıldır tarihi kayıtlarda bu isimle anılmaktaymış.

Taşodalar’ın Osman Gazi, Taya Hatun, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Sittişah Sultan, Fatih Sultan Mehmet, Mimar Sinan, Hürrem Sultan ve Saadet Hanım adlı odaları var. Biz de Süleymaniye manzaralı Mimar Sinan odasına yerleştik yorgunluk kahvesini içer içmez de Edirne’de ilk görülecek yere hemen yanı başımızdaki Selimiye’ye yöneldik.


Selimiye, mimarı Sinan’ın deyişiyle bir ustalık eseri ve bu ustalığı her yanında hissediyorsunuz. Yapımına 1568 yılında başlanmış ve 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanırken II. Selim'in ani ölümü karşısında 14 Mart 1575’te ibadete açılmış.


Selimiye uzun uzun seyredilmesi gereken, ince ince sırlarına erilmesi gereken (31.25 m çapındaki tek kubbe, müezzin mahfilinde ters lale, hünkar mahfilinde çarkıfelek motifi, tek parça mermer mihrap, pencereler, bezemeler, 21 kapı vb…) eşsiz bir camii.


Ancak ne yazık ki çevresi öylesine hoyratça kuşatılmış ki seyretmek istediğinizde, görüntü almaya çalıştığınızda ne yapacağınızı şaşırıp hangi yöne gideceğinize bir türlü karar veremiyorsunuz.

Ve kararsızlık açlığınızla birleşince bir anda kendinizi Köfteci Osman’da buluveriyorsunuz.


Efendim Osman’ın köftesi tüm Edirne’deki köfteler gibi yuvarlak, iyi pişmiş ancak biraz hatta fazlasıyla tuzlu.


Ekmek, salata, piyaz ve de Edirne’nin kızartılmış acı biberi ve de biber salçası ise muhteşem…

Yarın: Eski Camii, Üç Şerefeli Camii ve de yine köfte…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder