Edirne II. Bayezid Külliyesi bir de Yaprak Ciğeri amma ille de ille biberi...

Tarihi "Kırkpınar Yağlı Güreşleri" 1357'de Rumeli'de doğmuş ve günümüze kadar gelmiş dünyanın en eski güreş festivali ve bu festival her yıl Edirne’de Sarayiçi mevkiinde yapılıyor.

Mevkiin adı Sarayiçi çünkü günümüze kadar ancak birkaç yapının gelebildiği bölgede bir zamanlar Topkapı Sarayı ile boy ölçüşebilecek güzellikte saraylar, köşkler, kasırlar ve de hamamlar varmış.


Eski adıyla Cedid-i Amire (Yeni Saray) 425 yıllık. Sultan II. Murad tarafından Tunca'nın batısında, 3 milyon metrekare alan üzerinde inşaatına başlanmış. II. Murad'ın 1451'de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed tarafından Mimar Şahabeddin'e yaptırılarak tamamlanmış ve tipik bir Osmanlı sarayı olarak hizmette kullanılmış.

Etrafı kalın ve yüksek duvarlarla çevrili olan Saray, 5 ana meydan ve bu meydanlar içinde bulunan yapılardan oluşuyormuş.



Edirne sarayının en görkemli zamanı, ‘av delisi’ padişah, IV. Mehmed'in saltanat sürdüğü dönemde yaşanmış.


Başkent İstanbul olmasına rağmen IV. Mehmed'in genellikle günlerini avlaklara daha yakın olduğu için Edirne sarayında geçirdiği bu dönemde, resmi kabuller için odalar, divanhaneler, Av Köşkü, Hıdırlık Kasrı, İydiyye Kasrı, Yıldız Kasrı, Akpınar Sarayı, Çömlek köy kasırları, havuzlar ve çeşmeler yapılmış.


Yine bu dönemde Yeni Saray’da IV. Mehmed'in şehzadeleri için sünnet, kızı Hatice Sultan için evlenme törenleri yapılmış, tüfek, ok atma ve at yarışları, cirit oyunları ve pehlivan güreşleri gibi eğlenceler düzenlenmiş.


Çeşitli dönemlerde Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, I. Ahmed, IV. Mehmed, II. Ahmed, II. Mustafa, III. Süleyman'ın İstanbul’dan gelip kaldığı ve 19. yüzyıla kadar kullanılmış olan Edirne Yeni Sarayı'nda 117 oda, 21 divanhane, 18 hamam, 8 mescit, 17 büyük kapı, 13 koğuş, 4 kiler, 5 mutfak ve 17 kasır bulunmaktaymış.

Dönem dönem ve kısım kısım tamiratlar geçiren bu saraydaki son onarım 1867'de Sultan Abdülaziz zamanında Cihannüma Kasrı'nda yapılan bazı tadilat ve eklemeler ile gerçekleşmiş.


Saraydaki ilk büyük yıkım ise 22 Ağustos 1829'da Rusların kente girip, şehri terk ettikleri tarih olan 14 Eylül 1829'a kadar geçen süre içinde olmuş.


Saraydan geriye kalanlar ise 1878'de Rusların Edirne'yi işgal edeceği haberi üzerine sarayın yakınında bulunan cephanelik Rusların eline geçmesin diye Vali Cemil Paşa’nın emriyle ateşlenmiş ve 3-4 gün süren patlama sesleri ile büyük tehlike içinde kalan Edirne kentinin 425 yıllık sarayı ortadan kalkmış.


Sarayiçi’nden Tunca boyunca ilerlerseniz biraz ileride sizi bütün ihtişamıyla Edirne’de Selimiye Camii’nden sonra en çok ziyaret edilen bir başka muhteşem yapı karşılar: II. Bayezid Külliyesi…

Külliye içinde 1488'den beri yer alan darüşşifa (hastane), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na kadar aralıksız 400 yıl boyunca önceleri her türlü hastaya; sonraları sadece ruh ve akıl hastalarına hizmet vermiş.


Geçmişte hastaların müzik, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildikleri bu tarihi mekân, 1997 yılından bu yana Trakya Üniversitesi tarafından sağlık müzesi olarak düzenlenmiş ve müze Avrupa’dan ödül almış.


Darrüşifa içinde birçok oda eski amacına uygun olarak yeniden ve o kadar güzel düzenlenmiş ki bundan yüzyıllar önce bir hastanenin nasıl çalıştığını neredeyse aslına yakın canlandırmalarla öğrenebiliyorsunuz.

Bu arada hemen bir not düşelim diyelim ki, döneminin en önemli yapılarından olan külliye (cami, medrese, darrüşifa) II. Bayezid tarafından 4 yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiş. 1488 yılında hizmete açılmış.

Açılış töreninde kentin ileri gelenlerine, bilgelere öyle sofralar kurulmuş ki yeme içme adına bir tek kuş sütü eksik. Açılış törenine gelen misafirler yemiş içmiş karınlarını bir güzel doyurmuş dinlenmeye çekilmiş sofralar açlara ve yoksullara kalmış.

Ziyafetten nasiplenen ve o güne kadar güllaç ve muhallebi ismini hiç duymamış, dolayısıyla hiç yememiş yoksullar bu tatlılardan o kadar çok yemiş sonra sonra bir daha tekrar tekrar yemişler ki ‘artık yeter’ deyip bıkkınlık göstermişler.


Efendim uzatmayalım sonunda gezdik tozduk hatta son kez Edirne’nin o taşkınlarıyla meşhur ünlü nehirleri Arda, Tunca ve de Meriç kenarında vakit geçirip fotoğraf çektik, ciğercilerin yolunu tuttuk.

Ancak Edirne’nin her yanı ciğerci… Dolayısıyla insanın aklına hemen ‘Hangisinde yemeli?’ sorusu gelip takılıyor.

Sonunda okuduklarımızdan sorup soruşturduklarımızdan çıkan şu oldu ki ‘valla birini gözüne kestir, otur masalardan birine bir buçuk değil bir ciğer söyle.’

Çünkü biz ‘bir’ söylediğimiz ciğeri bile zor bitirdik porsiyonlar o kaa kallavi yani.

Günlerden pazar olması hesabıyla gittiğimiz bütün ciğerciler ana baba günüydü ve istisnasız bütün Edirneliler ciğer yiyordu.


Biz de Kırkpınar Köfte ve Ciğer mekanında karar kılıp bir porsiyon köfte bir ciğer yanlarında da kızartılmış kuru biber söyledik.


Yaprak ciğer güzel, ancak ‘çok mu güzel?’ Hemen söyleyelim ki önce güneşte kibrit gibi kurutulmuş ardından da yağda kızartılmış Edirne biberi bir numara sonra köfte sonra sonra da yaprak ciğeri beğendik.

Sağlıkla.

3 yorum:

  1. Gracias por tan amplio reportaje un placer poderlo ver
    Un abrazo

    YanıtlaSil
  2. Bak bu güzel işte bir daha geldiğinizde
    Aydın da yemelisiniz ciğeri
    eğer köfte istiyorsanız Cemil'in yerinde...
    tatlı diyorsanız bizim burada pastalar hep bayat:)
    istisnasız harika temiz ve uygundurlar ayrıca
    dışarıda sıra olunur :))

    YanıtlaSil