Edirne Eski Camii, Üç Şerefeli Cami ve kentsel güzellikler...

‘Edirne’ denilince akla ilk gelen tabii ki Selimiye Camii… Ancak iki camii daha var ki onlar da en az Selimiye kadar övgüyü hak ediyor.

Biri fotoğrafçı Ara Güler’in o ünlü fotoğrafını çektiği Eski Cami… Diğeri ise Üç Şerefeli Camii.

Eski Camii’nin yapımına Osmanlı’nın ‘Fetret dönemi’nde Emir Süleyman Çelebi tarafından 1403 yılında başlanmış, Sultan Mehmed Çelebi döneminde 1414’te bitirilmiş.


Camii eski Edirne’den zamanımıza ulaşmış ilk orijinal yapı. Osmanlı padişahlarından II. Ahmet ile II. Mustafa bu camide kılıç kuşanmış ve II. Murat döneminde Edirne’ye gelen Hacı Bayram Veli camide vaaz vermiş. İşte o gün bu gündür Veli’nin anısına vaaz kürsüsü imamlarca kullanılmıyor. Ayrıca 600 yıldır her Cuma hutbesi kılıçla okunuyor.


Caminin duvarları ve payeleri üzerinde hiçbir camide rastlanmayan 18. ve 20. yüzyıllarda ünlü hattatlar tarafından çizili hatlar var.


Üç Şerefeli Camii ise II. Murad tarafından 1437-47 döneminde yapılmış. Mimarı Muslihiddin (Felçli Mimar). Camii adını dört minaresinden birinden, üç şerefeli olanından alıyor ve minarenin üç ayrı şerefesine üç ayrı yoldan çıkılıyor ki bu o zamana kadar yapılmış ilk örnek. Cami yüz yıl sonra Mimar Sinan’a birçok yapı için ilham kaynağı olmuş.

‘Seyyah-ı Alem Evliya’ Edirne’yi gezdiğinde caminin avlusunun bir çiçek bahçesini andırdığını ve koparılan çiçeklerin saflar arasına konulduğunu ayrıca kış aylarında cami şadırvanından sıcak su aktığını yazıyor ünlü seyahatnamesinde…

Bu arada Edirne’de bir başka ünlü yapı var ki o da Türkiye’nin en büyük Avrupa’nın ise ikinci büyük sinagogu.


1907 yılında ibadete açılan sinagog, yıllar içinde cemaatinin olmaması nedeniyle kaderine terk edilmiş, şimdilerde harap bir halde ancak tam da bizim gittiğimiz günlerde restorasyon için çalışmalar başlatılmıştı.


Edirne’deki büyüleyici yapılardan biri de Rüstem Paşa Kervansarayı. Şimdilerde otel olarak kullanılan yapı tek kelime ile muhteşem. Ancak bu muhteşem yapının avlusunda ne yazık ki oturacak bir yer içek bir bardak çay, bir fincan kahve bulmak mümkün değil…

Osmanlı döneminde Edirne’ye birçok padişah, mimar olağanüstü güzellikte yapılar kazandırırken günümüz kent yöneticileri bu güzel yapılara sanki nazire olsun diye Saraçlar Caddesi üzerine ya da kentin başka caddelerine kendi ucubelerini dikmiş.


Biri, figürlerden anlaşıldığı kadarıyla barış adına yapılmış bir süs havuzu. Biz yanından geçerken kahverengiye boyuyorlardı.

Anıt çeşmenin üst yanında aslan başları yer alırken, ön cephede bir erkek ile bir kadın el ele tutuşmuş olarak sembolize edilmiş ve kadının elinde beyaz bir güvercin kanat çırpmaya hazırlanıyor. Neyse ki beyaz güvercin barışı sembolize ettiğinden, kahverengi boyadan kurtulmuştu. Tıpkı arka taraftaki yeşil zeytin dalı gibi…


Bu arada Edirne Kırpınar güreşleri ile ünlü ya kent yöneticileri hiç unutur mu iki pehlivana el ense çektirmeyi?


Ya da meyve şekilli sabunları ile ünlü ya Edirne, neden kentin orta yerine ortaya karışık bir meyve tabağı dikilmesin?


Ancak bu ‘sanat harikası’ kent süslerinden hiç biri küçücük bir havuza kuyruğunu zar zor sıkıştırmış Deniz Kızı kadar zavallı durmuyor.


Hamiş gelecek yazı, Sarayiçi, Kırkpınar, Adalet kasrı ve de ünlü yaprak ciğer ile kızartılmış biber.


3 yorum:

  1. Çok güzel bir tanıtım yazısı olmuş
    TEŞEKKÜRLER...
    inanın ki ,çeyreğini bile gezmemişsiniz o kadar çok gezilecek tarihi değerleri var ki insan gezdikçe eski uygarlığın izlerini gördükçe şaşkınlık ve heyecanı bir arada yaşıyor...

    yeni takibe başladığım için hamiş ne demek henüz çözemedim!:)

    YanıtlaSil
  2. hamiş, dip yazısı dip not demek. sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. Oldukça bilgilendirici bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Eski Camii'yi birde benim gözümle görmeniz için: http://sosyalane.blogspot.com/ beklerim :)

    YanıtlaSil