Berceste yine bildik Berceste!

Beypazarı denilince akla ne gelir?

Bizimkini sayalım; kurusu, yaprak sarması, güveçte etli pilavı, 80 katlı ev baklavası, bir de bunlardan önce içilir ki onun da adı tarhana… Yani halis muhlis el emeği göz nuru tarhana ama Beypazarı tarhanası!


Diyeceksiniz ki, ‘Beypazarı tarhanasının ne özelliği var? Öbürlerinden farkı ne? Artık onu da içince anlarsınız.

Şimdi gelelim bu lafları niye ettiğimize? Hep deriz, ‘Eğer ki söz konusu yemekse, uzaklık teferruattır.’ Yemek için amasra'ya gidip o meşhurrr salatanın tadına bakmışlığımız, Ayder’e çıkmadan su kenarında ‘mıhlama’ yediğimiz yaylada ise adının ‘muhlama’ olduğunu öğrenince utandığımız; Akçaabat’ta en iyi köftenin tadına baktığımız, İznik gölü kenarında balık kılçığı ayıkladığımız çok olmuştur.


Dolayısıyla ‘Keyif Kurdu Gezi Kulübü’nden gelen, ‘Cumartesi sabah erken yola çıkmaca, yolda kahvaltı; Beypazarı’nda öğlen ve akşam yemeği (gitar eşliğinde); sabahınaysa Kalecik’te öğlen yemeği, yemekte bamya çorbası, cevizli ekmek, sacda tavuk ve de tatlı olarak sütlaç; üstelik bunların üstüne de çeşit çeşit yerinde üretim sürecini izleyip-dinleyerek tadımlık şarap sunumu’ teklifi gelince geri çeviremedik.


Üstelik hem Beypazarı’nda hem de Kalecik’te yemek mönülerinin yanı sıra gezilecek görülecek yerler de sıralanmış ki tarihi konaklar, camiler, müzeler ve de çarşıda alışveriş imkanı var. Yani kilolarca Beypazarı kurusu al; her dükkanda ev baklavasının tadına bak, 80 kat olup olmadıklarını gözünle kontrol et ve daha neler neler.


Yani tarihi bahane edip Beypazarı’nın, Kalecik’in yemeklerinin, şaraplarının tadına bakmak için cumartesi sabahı yola çıkmamak için ortada hiçbir neden yok!

Hal böyle olunca titiz hatta aşırı titiz rehberimiz ‘Keyif Kurdu’ Mansur Karakoç önderliğinde yolla düştük ki ilk menzilimiz kahvaltı için Bolu yolu üstündeki Berceste.

Berceste bizim çok bildiğim bir mekan. İçerisi arı kovanı gibi ve de geçen yaz bıraktığımız gibi… Hatta bunu test etmek için geçen yıl yaptığımızı yapıp yine kıymalı kol böreği ve çayla açlığımızı bastıralım istedik.

Tabakta ‘nimet’ bıraktığımız vaki değildir ancak kol böreğinden dört çatal, çaydan birkaç fırt aldık almadık, sabah kahvaltısı niyetine niyetlendiğimiz masada kaldı.

Ancak işin ilginç yanı Berceste’de başımızı hangi yana çevirsek herkes mutlu ve de mesuttu. Ya sucuklu yumurtalarına ekmek banıyorlardı ya da açık büfede ne var ne yok telaşındaydılar.

Velhasıl Berceste bize bir kez daha hayal kırıklığı yaşattı. Haliyle bütün iştahımız Beypazarı’nda bizi bekleyen ‘güveçte etli pilav ve yaprak sarması’na yöneldi.

Yarın: Beypazarı kurusu, tarhana, etli pilav, yaprak sarması…

2 yorum:

  1. Buenas comidas y lugar precioso
    Un abrazo

    YanıtlaSil
  2. Bloğunuzun çok ilgi görüceğini düşünüyorum Nowahala telekom olarak başarılar dileriz.

    YanıtlaSil