Evliya Çelebi’yi bilir misiniz?


Bilirsiniz bilirsiniz. Nasıl bilmezsiniz?

Hatta doğumunun 400. yılı nedeniyle UNESCO’nun 2011 yılını, ‘Evliya Çelebi Yılı’ ilan ettiğini de bilirsiniz.


Tabii bilmeyenlerin de kusuruna bakmamak lazım. Memleketimizde var olan ‘anma, kutlama, hatırlama’ kültürü az biraz noksan, kafadan da eksik olduğundan, bu yılın ‘Evliya Yılı’ olduğu herkese ulaşamamıştır.

Ancak şu ya da bu şekilde eğer Evliya’dan haberdarsak onu okumadan olmaz. Bunu bilesiniz.

Biz yıllar önce bu tespiti yapmış idik. Beklerdik ki iyi bir çeviriye, anlayabileceğimiz, zorlanmayacağımız bir çeviriye rastlayalım da seyahatnameyi alalım.

Bekledik bekledik hatta doğrusunu söylemek gerekirse çok da üstüne düşmedik ki zahar’ bugünlere kadar geldik. Yani bundan birkaç hafta önce kutladığımız kutlu doğumumuza kadar.

Arkadaşlarımız, Evliya Çelebi’nin deyişiyle, ‘o vefakar, can dostları’, o gün gelip çatınca, ‘Ulan bu adam çoktandır ortalıkta küçük bir Evliya Çelebi gibi dolaşıp duruyor. Yazıp çiziyor. Şuna bir Evliya külliyatı alalım da Evliyalık neymiş görsün anlasın’ demiş olmalılar ki, Yapı Kredi Yayınlarından çıkmış, on ciltlik Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ni topluca armağan ettiler.

İtiraf edelim ki şimdiye kadar aldığımız en güzel doğum günü hediyesiydi. Hiçbir hediyeye bu kadar sevinmemiş, çocuk coşkusu göstermemiştik.

Dolayısıyla tahmin ettiğiniz gibi okumamız için sırada bekleyen kitaplar bir yana itildi, Evliya’nın Seyahatnamesi’ni okumaya başladık.

Şimdilerde 2. kitap 1. ciltteyiz. Evliya’nın ‘Erzurum anıları’na kadar geldik ve o meşhur damdan dama atlarken donan kedi bahsini de okuduk bitirdik.


Bitirdik bitirmesine de az biraz, hatta biraz fazlası bile var utandık.

Şundan ki, bizim bildiğimiz, bize anlatılan o kediyle, Evliya’nın kedisi arasında damlar kadar fark var.

İşte o iki kedi:

- Yalancı, üstelik de terbiyesiz kedi: Gereksiz yere mübalağanın bokunu çıkarmış kişidir (Evliya’dan söz ediyor, edepsiz). Yok efendim Erzurum o kadar soğukmuş ki damdan dama atlayan kedi donarmış yok ezan sesi bilmem kaç gün sonra duyulurmuş. Tamam soğuk bir memleket anladık da bu kadar da değil be kardeşim. Neyin peşindeydin?

- Evliya’nın kedisi: Hatta bir kere bir kedi bir damdan bir dama atlarken aralıkta donup kalır. Sekiz aydan sonra bahar gelince, anılan kedinin donu çözülüp mırnav deyip yere düşer. Bu da latife şeklinde anlatılan bir darb-ı meseldir (Misal olarak söylenen meşhur söz).

Okudukça anlıyoruz ki ülke insanı olarak Evliya'yı da tıpkı diğerleri gibi anlamamışız, gerekli önemi vermemişiz ve nasıl bir değere sahip olduğumuzu tartacak akıl tartımız da yok kafamızda.

Çelebi yıllarca sadece seyahatnamesinin içindeki komik hikayelerle anılmış ve hatırlanmış.

Şimdi en azından biz, kendi adımıza deriz ki, Çelebi çok iyi bir edebiyatçı, çok iyi bir sosyal bilimci, antropolog ve daha çok çok şeydir.

Yazdıklarında nerdeyse her şeyden söz eder sadece kedileri damdan dama atlatmaz, ‘Erzurum’un havasını suyunu nasıl daha iyi anlatabilirim’ derdiyle ‘Suyu cana can katar. Ata ve kadınlara suyu gayet yararlıdır’ der. Daha ne desin Çelebi?

Hamiş; niyetimiz bundan böyle okudukça Evliya’dan notlar yazmak. Sen Evliyanın üç gün üç gece denizde yüzgeçlik yaptığını boğulmaktan kurtulduğunu, bir daha Karadeniz’e gemiyle çıkmaya tövbe ettiğini; gezip görmek için ana-babasından habersiz Bursa’ya kaçtığını, dönüşte babasının kulağını çekip, nasihat edip ense köküne bir tokat patlattığını bilir misin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder