İznik, Nilüfer Hatun, Yeşil Camii ve Lefke Kapı


‘Çevremizi tanıyalım’ demiştik, devam ediyoruz.

Ancak daha yoldayız, hedef İznik ama kavuşmamızı ‘engelleyen’ o kadar çok şey var ki.

Anlatalım…

Gerdan çorbası içip, kaplıca gezince tabii biraz sonra içiniz eziliyor. O zaman da göl kenarında sıra sıra dizili ‘meyve mağazaları’na uğramadan edemiyorsunuz.

İznik’in elması çok meşhur haberimiz yoktu ama insanın yanında okumuş, yazmış bir de araştırmış arkadaşları olunca ‘cahil’ kalmanız mümkün değil.

Bu arada her yer ayva, armut ve de üzümle dolu ki her biri nerdeyse biraz önce dalından koparılmış, o kadar taze. Üzümün dalları sarı renk mesela, ‘o zaman mesele yok’ diyorsunuz. Üzümün dalları ne kadar kararmaya yüz tutmuşsa tazelik o kadar eskiye gidiyordur, haberiniz olsun.

Satıcılar elmayı ikram etti tattık, gerçekten nefisti; ayva, armut, üzüm ve de kışlık ceviz aldık, ev için.



Bu arada bir de tanıdığa rastladık ki, biz ‘sukabağı’ diye biliriz, etli, nohutlu ve de ekşili yemeği yapılır; İznikliler ise ona ‘kabak’ deyip, içini oyup, kurutup, üstüne türlü çeşit şekiller yapıp lamba diye satıyor.

Nihayet İznik’e vardık, varır varmaz da kendimizi bir kapının önünde bulduk: İstanbul kapısı! Başkaları da var: Göl, Lefke ve de Yenişehir. Bu kapıların anlamını bilmek için biraz tarih bilmek gerekiyor ya da kısa kısa okumalar.

İznik’in her yanı tarih: Prehistorik, Bithynia, Roma, Bizans ve de Osmanlı. Dolayısıyla kenti hiç olmazsa kaba anlamda tanıyabilmek için bizce doğruca 1. Mahmut hamamına gitmek gerekiyor. Biz bilinçli değildik ama kendimizi hamamda bulduk, bir de gönüllü rehber gezdirince keyfimize diyecek yoktu.


Yukarıdaki fotoğrafta yer alan maket her yerde rastlanan şeylerden değil. İznikliler akıl etmiş iyi de etmişler. Bütün tarihi yapıları bir bir kafanıza kazıyorsunuz. Öndeki Lefke Kapı, biraz ileride sağda Yeşil Cami'nin minaresi onun sağında da İstanbul Kapı. Oradan İstanbul'a gidiliyor diye adı öyle...

Önce Ayasofya Müzesi’ne gittik, kapalıydı! Olsun, Ayasofya’yı dışından seyretmek de muhteşemdi.


Yukarıdaki de Hacı Özbek Camii. Minaresi yok. Yapım tarihi de 1322!

Nilüfer Hatun’u bilir misiniz bilmeyiz. Eğer bilmiyorsanız mutlak biraz da olsa bilgi sahibi olun. Seveceksiniz.


Sağdaki yapı Nilüfer Hatun İmareti. Şimdi Müze. Sağdaki yapı ise Şeyh Kutbuddinzade Mehmet İzniki.

Geldik Yeşil Cami’ye… Geldik ama daha uzaktan olduğunuz yere çiviliyor. Tıpkı Konya’daki Mevlana Türbesi gibi…


Yeşil Cami’nin inşaatına 1378 tarihinde Çandarlı Hayrettin Paşa başlamıxş 1391’de ise oğlu Ali Paşa tamamlamış. Bilgide, ‘Osmanlı devrinden günümüze ulaşan en eski çinileri bu cami ve caminin minaresinde görmekteyiz’ deniliyor ki, gerçekten seyirlerine doyum olunmaz.

Bu nedenle önce Yeşil Cami’nin içini gezin sonra da hemen yanında yer alan çay bahçesinde bir köşeye kıvrılıp bu muhteşem yapının seyrine durun. Biz öyle yaptık ancak kendimizi zor kopardık akşamın alacası içindeki Yeşil Camii’den.

Şimdi sola dönün, kırmızı yoldan dosdoğru yürüyün ve karşınızda bütün haşmetiyle Lefke Kapısı!


Lefke Kapı ile İstanbul Kapıyı İmparator Hadrianus 117-138 yılları arasında yaptırmış. Bugüne kadar da kala kala haşmetli kapısı biraz da yıkık dökük surlar kalmış.

Hamiş İznik’e dair daha geniş bilgiyi iznik.gen.tr linkinde bulabilirsin. Artık geriye bir tek yemekler kaldı, haberin olsun.

1 yorum:

  1. Dear Yorum Gönder,
    on behalf of Brill I would like to know if we could use your picture of the Green Mosque (Yesil Cami) in Bursa for our Encyclopaedia of Islam. Ofcourse we will credit your name in the caption
    Thanks in advance for letting me know,
    kind regards
    Mirjam ELbers
    BRILL Publishers (The Netherlands)

    YanıtlaSil