akçakoca'dan sarp'a 2



Fatih Sultan Mehmet Amasra’nın gündüzüne mi hayran kaldı yoksa akşamına mı günbatımına mı bilinmez ama derler ki Amasra’yı seyretmiş seyretmiş lalasına, “Lala çeşmi cihan bu mu ola?” demiş, yani yeryüzündeki cennet burası mı?


Fatih’in o günün Amasrası’na bakıp da bu soruyu sorması gayet yerinde geliyor bize lakin bu günün Amasrası cennet mi ondan pek emin değiliz. Çünkü cennet denilen yerin bu kadar kalabalık olacağını, sanmıyoruz. Yoksa cehenneme kimi koyacaksınız?


Şaka bir yana evet Amasra yaz aylarında kalabalık ama kalabalık diye gitmeyecek miyiz? Hiç olur mu? Hele hele Amasra’nın o meşhur salatası ve de tava balıklarının tatları nefasetleri bütün ülkeye nam salmışsa…


 
Efendim akşam gün batmadan otelimizin terasındaki balkonda yerimizi aldık. Önce güneşi batırdık ki


rahat rahat o turplardan, havuçlardan, semizotlarından, salatalıklardan, kırmızı lahanadan ve daha yetmiş iki bin ottan, ekşiden, turşudan yapılmış salatamızı söyleyelim


sonra da balığımızın tava olup gelmesini bekleyelim. Her şey nefisti nefis.

Bu arada lafı daha fazla uzatmanın da anlamı yok sonunda siz de insansınız canınız çeker balık/salata ikilisini, yazıktır size.



Neyse.


Sonunda sabah oldu, olur olmaz da sanki dün akşamın acısını çıkarıyormuş gibi ya da sizin ahınız tuttuğu için güne çok kötü bir otel kahvaltısıyla başladık ardından da vurduk kendimizi yollara. Hedefimiz Safranbolu, gizli niyetimiz ise sabah kahvaltısının bir şekilde acısını çıkarmak.


Nitekim öyle de oldu. “Turistler” Safranbolu’yu hayran hayran gezerken, taşın toprağın fotoğrafını çekerken biz gidip kendimize iki yüz elli yıllık bir taş fırın bulduk bir TL’ye kıymalı pide, bir TL’ye çay içip keyif yaptık.




Ardından da keyif tazeleyip kahvemizi gölgelik bir çarşıda höpürdettik,


lokum yedik, han hamam gezdik sonunda "yolcu yolunda gerek" deyip öteden beri hep merak ettiğimiz ama bir türlü göremediğimiz Kastamonu’ya doğru yola çıktık.




Safranbolu/Kastamonu arası yol biraz bozuk ama hangi yana baksan aklın orda kalıyor. Biz de sık sık arabayı sağa çekip bazen sehpa kurarak bazen deklanşöre hızlı hızlı basarak fotoğraf çektik.  




tabii ki yolda Jülide Özçelik dinledik.



Ha bu arada yoldan, manzaradan söz ederken neredeyse unutuyorduk. Arada bir güzellik daha bulup Kadıefendi Et Lokantası’nda masaya kurulduk.







Hani klasik deyiştir ya derler ya, “Yiyip içtiklerin senin olsun gezip gördüklerini anlat!” Farkında mısınız bilmiyoruz ama biz hem gezip gördüklerimizi anlatıyoruz hem de bol bol yiyip içtiklerimizi!



İçecek desen çay/ayran, yiyecek desen nedir ki hepi topu bir iki lokma onlar da yarına…


Sağlıkla…










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder