'karnını ciğerci basri'de doyuranlar grubu!'

İstanbul’da gezecek görecek yer mi ararsın? Her yan seyirlik her yan görülmeye değer, yeter ki insanın dizlerinde derman, gönlünde istek olsun; ister Sur-i Sultani’de dolaş ister karşıya Galata’ya geç Cadde-i Kebir’i arşınla yok baktın ki bunaldın kalabalıktan “az biraz deniz havası alayım!” dedin al sana iki yana akar Boğaz!

Ancak gez gez nereye kadar? Arada karnın da acıkır canın içecek bir şeyler çeker, soluklanmak istersin
İşte o zaman bizim gibi bir “çok bilmiş!” yanınızda olmayacak! Yoksa ona bir kusur bulur bunu beğenmez; bunu yemez onu içmez olursunuz ki bu son iyi son değildir!

Geçenlerde yine kendimizi yanımıza aldık İstanbul’u gezdik dolaştık, görmediğimiz bilmediğimiz yeni camiler, kiliseler, ayazmalar keşfettik “kutsal” sulardan içtik, fotoğraf çektik ve sonunda yorulduk ve de karnımız acıktı!

Bu arada kendimize verilmiş bir söz var ki tutmamak olmaz, “eğer yeni yerler dolaşır hele de bilmediğimiz yerler keşfedersek ziyafet var!”

Nitekim Gülhane Parkı’nın hemen karşısına gizlenmiş Zeynep Sultan Camii; Atmeydanı’nda İbrahim Paşa Sarayı’nın yanı başında taa Hipodrom zamanından yani Bizans döneminden kalma dört çeşme keşfettik ki bizim için ziyafetle eşdeğer!

Dolayısıyla verdiğimiz sözü tuttuk yürüdük yürüdük onca baştan çıkarıcı lezzetin yanından geçtik ziyaret yerine, Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye Kapısı’na geldik ki bir gazetenin iddiasına göre “İstanbul’un en iyi on esnaf lokantası”ndan birindeyiz!

Bu arada vakit öğleni biraz geçmiş neredeyse ikindiye yakın ama mönüde çeşit bol, “leziz” yiyecek adları garsonun iki dudağının arasından sular seller gibi dökülüyor!

Uzatmayalım “ziyafet tam ziyafet olsun!” diye fırında kuzu söyledik, söyler söylemez de kuzu önümüze uçarak geldi, başladık nefsimizi köreltmeye! Ancak kuzuda bir gariplik var sanki fırında pişmemiş de kar altında beklemiş, yanında da iki kaşık iç pilav, az biraz püre görülmeye değer; bir de yarım boy kızarmış biber, yarım da domates tabağın süsü olmaya aday!

Belli ki son et zamları dükkanın belini bükmüş hem ısıdan tasarruf ediyorlar hem kuzudan hemi de pirinçle, patatesten!

Durum bu ancak bozuntuya vermedik garsona rengimizi belli etmedik, kendi kendimize söylendik, “vakit geç, kuzu ondan soğumuş; ısıtın desen mikrodalganın sıcaklığını sevmezsin; fiyatlar desen almış başını gitmiş, etin kilosu şuydu şu oldu, ee pilavı da kırık pirinçle yapacak değiller ya; hem domates de bu yıl yandı kül oldu, ondandır” dedik, dırdırı kestik!


Düştük yine yollara ki aklımız hala yarım kalan ziyafette; “kafamız dağılır!” dedik tanımadığımız bir sokağa daldık! Dalır dalmaz da nutkumuz tutuldu!

Bir küçücük dükkan, önündeyse bir kalabalık var ki ne siz sorun ne biz söyleyelim, bedava olsa ancak bu kadar olur, kuyruğun ucu dükkanın önünde de sonu kayıp!


Peki ne satılsa beğenirsiniz, sade Arnavut ciğeri, yanında da ayran isteyene istediği kadar söğüş soğan!

Gördünüz mü “çok bilmişliğin” sonunu; yoksa ki İstanbul’da dört şubesi olan, otuz yıldır ciğercilik yapan Hacı Basri ve Oğulları burnumuzun dibindeymiş; üstelik yarım ekmek arası ciğer iki lira hem karnını doyur hem de facebook’ta kurulan “Karnını Ciğerci Basri’de Doyuranlar Grubu”na katıl!

hamiş; Ciğerci Basri Çemberlitaş'ta. Kapalıçarşı'nın Nuruosmaniye kapısından çık sola dön biraz yürü kuyruğu görürsün! Al sana bir de adres: Tavukpazarı Cad 59 Tel: 212 511 95 54


Daha Büyük Görüntüle

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder