"urfa kültürünü yitirdi!"

Mehmet Saraç, 'Canlarına Değsin' kitabında kadim Urfa kültürünü anlatıyor. Kitapta anlatılan ne varsa bugün onu Urfa'da aramak beyhude. Zira 1970'lerdeki göç dalgası Urfa kültürünün de kaybolmasına neden olmuş. Bu iddialar bize değil, Mehmet Saraç'a ait...

Miyase İlknur / Cumhuriyet Gazetesi

Cumhuriyet / Dergi- Cumhuriyet gazetesinin Yurt Haberler Müdürü olarak görev yaptığı yıllarda sık sık bizleri evinde toplar mükellef bir Urfa sofrası ile ağırlardı. Sofradaki, çiğ köfteden boraniye, yumurtalı köfteden söğürmeye, bostanadan tirite kadar yemeklerin tamamı onun elcağızından çıkardı. Yemeyi sevdiği kadar, sofrayı süslemeyi ve nasıl yapıldığını ballandıra ballandıra anlatmayı da severdi. Evet Mehmet Saraç’tan söz ediyoruz. Yiyip içme faslı bitince eliyle göbeğini ovuşturur “Oh canımıza değsin” diyerek kalkardı sofradan. Ardından da kahve ve çay ikramı sırasında bizleri kırıp geçiren Urfa fıkralarını anlatmaya koyulurdu. Ve sonunda Mehmet Saraç, “Canlarına Değsin” adıyla bir kitap yazdı. Kitapta Urfa’yı, Urfa Kültürünü ve Urfalıların gündelik yaşamını anlatıyor. Bir de bol bol yemek tanıtıyor. Saraç’ın tanıttığı Urfa kültürü bugün bize sunulandan oldukça farklı. İlginç, şaşırtıcı. Nicedir, bu konuyu kendisiyle konuşmak istiyorduk. Nasıl olsa Saraç, yanıbaşımızda diyerek ihmal etmiştik. Sonunda gerçekleştirdik.
- Kitabınızda bizim yabancısı olduğumuz bir Urfa kültüründen bahsediyorsunuz. Sanırım yeni nesil Urfalıların da bilmediği bir kültür. O rafine kültüre ne oldu?

- Kültürel hayat demek her şeyiyle birbiri ile örtüşen öğelerin tamamıdır. Yani bu, acıda da sevinçte de ekonomik yaşamda da mevsimlerin dönüşümünde de böyledir. Bugün bize Güneydoğu kültürü diye yutturulan şeylerin Urfa kültürü ile bir ilgisi yok. Urfa kültürü Orfeuslarla, Amazonlarla başlıyor. Nemrut’a, İsa peygambere dek uzanıyor. Pagan kültürü ile başlayıp bu tarafa gelen 14-15 bin yıllık bir kültür. Ne acıdır ki ben bunun sonuna yetiştim. 1970’lerde bitti bu hayat. Bitmesinin sosyal nedenleri vardı. Göç bunda çok büyük etken oldu. Urfalılar kentten gidince gelenekler görenekler kayboldu. Oysa kültürel yaşamın içerisinde her türlü şey vardı. Yemek adabının da, eğlenmenin de, acının da bir kültürü vardır. Mesela, eskiden cenazelerin taziyeleri evlerde yapılırdı. Şimdi bir şey icad ettiler; paran varsa bir yer tutuyorsun orda oturup kalkıyorsun, taziye vermek isteyenler oraya geliyor.
- Geleneksel düğünler yerine düğün salonunda yapılan tek düze düğünler gibi.

- Tam da öyle. Cenazeler gibi düğünler de yine tek tip. Onu Urfalı’nın yaşadığı geniş avlulu evlerden, sedirlerden, divanlardan, o evin yemeğinden, şerbetinden, ağırlama kültüründen çıkarıyorsun, bir düğün salonun masasında bir kötü meşrubat ve kötü bir müzik eşliğinde icra ediyorsun.

- Ama eski evler de ona göreydi.

- Elbette. Tamam mimari de sosyal hayat da değişiyor ama o mimari yine o eski kültüre yakın yapılabilirdi. Apartmana çıktığın zaman bir sürü kültürün de yok oluyor. İşte yemek için en önemli unsurlar olan isot çıkarma, salça yapma, domates, biber kurutma işlemi de sona eriyor. Artık her şeyi marketten alıyorsun. Şu anda hangi alanda bakarsan bak kültürel hayat aynı hayat değil. Mesela, sıra gecesi diye bir şey turistik bir eğlenceye dönüşmüştür. Urfa kültürünün en özgün geleneklerinden biri olan sıra geceleri ile hiç alakası yok.

- Sıra gecesi dediniz de aklıma kitabınızda da anlattığınız bahar geldiğinde Tektek Dağları’ndaki mağaralara gidip orda eğlenme geleneği geldi.

- O kültür de binlerce yıllık bir gelenek. Çünkü bir dönem o dağlarda doksan bin keşiş yaşarmış. Urfa Müslümanların eline geçince bu gelenek Müslüman kültüründe de devam etmiş. Urfa’da genç erkeklere özgü birkaç tane gelenek vardır. Bir tanesi sıra gecesidir. Kış aylarında hafta da bir sırayla bir erkeğin evinde oturma biçiminde gelişen bir gelenektir. Bahar geldiğindeyse aynı arkadaş grubuyla bu sefer dağa gidersin ve bir mağarayı derler toplar, kilimini, halını serer, yatağını yorganını yerleştirirsin. Orada yer içer, hafta sonu da müzik yaparsın. Öyle dönemler olmuş ki elli, altmış grup çıkarmış dağa. Her birini 10-15 arkadaştan hesap edersen aşağı yukarı bin kadar insan dağa çıkıyor. Genç erkekler belli bir saatte yiyip içiyor ve her grup kendi müziğini icra ediyor. Her mağaradan farklı bir müzik yankılanıyor.

- Kitabınızda sözünü ettiğiniz ömrü kısa olan “Pendirli tatlı” dağa çıkma zaman mı yenilir?

- Yemek kültürü de mevsimlerle ilintilidir. Bahar gelince asma dalları yeşerir ve ilk asma yaprağına yeni çıkan kuzu etini koyup sararsın. O sırada ilk peynir de çıkmıştır. Bu mevsimin ilk peyniriyle de peynirli helva yaparsın. Baharla birlikte çiğ köfte bitmiştir mesela. Baharda ve yaz aylarında çiğ köfte yoğrulmaz. Ya kışın ya da güz aylarında yoğrulur. Çünkü şişer. Çiğköfte yoğuran adamın elini yıkattırmazlar ki çiğ köfte şişmesin.

- Urfa’da isot yapmak başlıbaşına bir seramoni, itibar ve kıskançlık nedeni değil mi?

- Müthiş bir itibar sebebi. Çünkü o yıl yapılan isot iyiyse, yani rengi çok güzel, tadı çok güzel, acısı kötü değil, insanın ağzını burmayan, lezzetli bir acı ortaya çıkarsa, bunu yapan o ev halkı bir yıl boyunca başı dik dolaşır. O biberin hırsızı da çok olur. Kötü isotun sahibi ise sokağa çıkamaz hale gelir. Çünkü sıra gecesinin esprisinden bir tanesi de evlerin isotunu yarıştırmaktır. Sıra gecelerinde asla içki ve müzik yoktur. Sadece yeme içme ve sohbet vardır. Öyle şimdi olduğu gibi sabahlara kadar çalma söyleme, içme geleneği yoktur.

4 Temmuz 2010 / Cumhuriyet Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder