son söz

mevsimlerdenroma.blogspot.com

2008 kasim ayi.. Roma’yi seller sular goturuyor.. Benim gozlerimde de bulutlar.. Tezim en iyi bakis acisiyla, teslim edilecegi zamani iki ay gecirmis durumda.. Gec kaldim demek icin bile, gec kalmis durumdayim..

Mehmet’ten her zamanki gibi iki satirlik bir mektup geliyor.. “Bu benim yayinevinde bekleyen kitabim, bir oku istiyorum” diyor.. O gune kadar hic sozu edilmemis bu “kitabi” cok merak ediyorum ama okumayi daha rahat bir zamana birakmaya karar veriyorum.

O gece bizim evde yeterince gece olup, el ayak ortadan cekilince, calismak icin bilgisayarin basina geciyorum. Yanlislikla silerim korkusuyla Mehmet’in henuz ismi konmamis kitabini bir dosyaya kopyaliyorum.. PDF formati bile koymadan yolladigi icin, bana duydugu bu guven basimin ustundeki bulutlari kovaliyor biraz.. Gulumsuyorum..

Kendime bir sutlu kahve hazirliyorum.. Kahvemden ilk yudumu alirken, ilk sayfalara gozum takiliyor..

Bir “ayri dusmusun” ve onun ayri dustugu “biricik” kentin hikayesi anlatilan..

Oykunun bittigi yerde efsaneler, anilarin tukendigi yerde tarih, hepsinin duslerle karistigi noktalarda titiz bir arastirma basliyor ve ilk satirlarini oylesine okuyuverdigim bu henuz basilmamis kitaptan gozlerimi alamiyorum.

Kitabi okumuyorum aslinda, karsimda oturan deniz yesili gozlu bir cocuktan, onun yasamini, annesini, babasini kardeslerini, Urfa’yi, yemek kulturunu ve ona bunu ogreten dedelerini, sira gecelerini, odalari, sevdigi oyunlari, hayatin insanin onune cikarttigi depremleri, dalga gecebildigi ya da boyunu asan korkulari gecenin sessizliginde dinliyorum...

Kucucuk bir el bana dogru uzanacakmis ta, gozluklu dedesiyle az once aldigi limonlu sekerlerle, “arap kizi” sakizi uzativerecekmis kadar gercek hersey..Hic gizlenmeyen, saklanmayi bilmeyen bir cocugun masumlugunda anlatilan bir hayati, onu cevreleyen dunyayla birlikte goruyorum..
Tarihe bir goz atiyorum, efsaneleri ogreniyorum hepsiyle birlikte..

“Pesinden kossan yetisemezsin, bagirsan sesini duymaz, aglasan kimin umurunda?” diyor gecenin karanliginda..

Bu cumleyi birkac kez okuyorum.. Nasil bu kadar yureklice yuzlesir insan anilariyla, nasil bu kadar dik tutar basini yasama, yurege gomulmus bunca “zor” yasanmislik nasil bulunur cikartilir ustunu ortup sakladiginiz koselerden?

“Pesinden kossan yetisemezsin, bagirsan sesini duymaz, aglasan kimin umurunda?”.. diyor..

Yillardir gormezden, duymazdan geldikleri kapisinda, kurtulusun anlamini kavramaya calisan bu hayat, beni sonralarina da tanik ediyor. Guluyor bazen kendine, beni de gulumsetiyor.. Onunla istanbul’a, sonra tekrar Urfa’ya gidiyorum.. Baska sofralarda, baska baska yemekler yiyorum.. Herseyi yiyorum, tadiyorum seviyorum da, “kiymalinin kenarlari” bogazima dugumleniyor..

Basimi kaldiriyorum, neredeyse sabah oluyor.. Yagmur durmamis..

“Son soz” ’e gelmis sira.. Kendime dumani tuten bir sabah kahvesi hazirliyorum.. Benim gibi artik hicbir kitabi bir solukta okuyamiyan bir insan, eger burada durduysa bunca saat, o “son soz” de cok ozel birseyler vardir diye dusunuyorum icimden..

O son soz, benim icin kitabin kendisi kadar guzel, o kadar hep hatirlanmaya degecek, benim ruhumun sivri koselerini yumusatacak bir son soz oluyor..

Bilmem siz ne bulmak icin kitap okursunuz..?

Bu kitabi okuyun.. Aramadiklarinizi da bulacaksiniz..
.
9 Haziran 2009'Roma

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder