sevgili kuzenim!



Işık Yargın / Canlarına Değsin

İlgi alanımda her daim gençler var. Yaptığım iş mi etkili bu ilgide bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ki farklı uluslardan, farklı kimliklerden, farklı köklerden insanlarla yarattığım birlikte kullanım alanlarım(ız) tecrübelerimi(zi) şekillendiriyor.

Otelimin çalışanları arasında üniversite öğrencilerinin bulunmasına da özen gösteririm. Onlardan biri de Ahmet. Dicle Üniversitesi Matematik Öğretmenliği öğrencisi. Mutfak ekibinde çalışıyor. Hızlı öğreniyor, inisiyatif kullanabiliyor. Politikaya ilgisi var, güncel gelişmeleri takip ediyor, farklı görüşleri okumak ilgi alanında. Pek çok gençten farklı bir alışkanlığı var; gazete alıyor, bu köşeyi takip ediyor. Bu hafta Türkiye’deki farklı kültürlere dair yazmamı istedi. Bu talebini Diyarbakırlı olması etkilemiş olabilir mi? Belki. Ama benim için öylesine güzel bir fırsat yarattı ki... Sevgili kuzenim gazeteci Mehmet Saraç ilk kitabında doğup büyüdüğü şimdilerde ayrı düştüğü Urfasını yazdı. Mehmet Saraç’ın duru anlatımıyla içine girdiğimiz kültür, aynı zamanda kültürün günlük hayatla birlikte yeni kurallara, yeni kullanımlara dönüşümünün ve günümüze “intibakının” masalı.

Onun yazdıklarından aldıklarım Ahmet’in coğrafyasını da bu yurdun kültürünü de, insanlarını da anlatmaya yeter.

“Bundan binlerce yıl önce bizim kentimizde, herkes evvelemirde putperestmiş. Gün gelmiş Musevi gün gelmiş, ‘Hıristiyanlar tarafından yönetilen ve Tanrı’ya hizmet eden tek krallık ve tek kent’ insanı, ardında Müslüman olmuşlar.”

“Tarihçiler Urfa’yı bin yıllarla tarihleyip ondan “Ebla, Akkad, Sümer, Babil, Hitit, Hurri-Mitanni, Arami, Asur, Pers, Makedon, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarının egemenlikleri altında yaşamış” diye söz eder; Urfalılar ise hiç sözü dolandırıp durmaz “Biriciktir!” der, kesip atarlar. İbrahim Peygamber bu topraklarda doğmuş. Derler ki Musevilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların Atasıdır; Museviler ona “Avraham”, Hıristiyanlar “Abraham”, Urfalılar ise “İbraham” der. Uzatmayalım Urfa, Osmanlı idaresi de görmüş, sonunda ”Cumhuriyet” de demiş. Yani tarihten yana sıkıntısı olmamış gelenle de gidenle de barışık yaşamış kimseye kin, garez tutmamış.

“….soyumuzu temsil eden Fesci Abdi’nin dört yüz yıl önce Acem Dergezenlu oymağıyla İran sınırının ta oralardan gelip Urfa’ya yerleştiği…Dedemin ellerinde ve yüzünde Kürtlerin, Arapların yaptırdığı dövmelerden vardı ama ne Kürtçe bilirdi, ne de Arapça…”

Bizi yıllarca mozaik yutturması ile renklerimizin ayrılabileceğine şartlandıranlara sözüm var. Kültürlerin süzgecinden geçmişiz suya yazılan ebru olmuşuz gelin renklerimizi ayırın kolaysa. Mehmet “Canlarına Değsin” kitabını yazarken de, yayımlanma zamanını tayin ederken de “açılım”a denk geleceğini hesap etmemiştir. Zamanlama Peygamberler Şehrinin tılsımıdır. Kültürümüz, birlikte kullandıklarımız, yeniden uyumlaştırdıklarımız resmi dilimiz Türkçe ile anlattıklarımız, anladıklarımız. Kürt kültürü de genlerimizde, Türkmen, Arap ve Acem kültürü de, Kırım Tatarı gelinimin kültürü de hiç yabancı değil.

Bu açılım dedikleri şey “koparalım” olmasın…Everest Yayınlarından çıkan “Canlarına Değsin”i alıp okuyun bana hak vereceksiniz.

SABAH AKDENİZ’DEN ALINMIŞTIR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder