canlarına değsin!


Bu satırları okuyanlarınızdan kaçı doğduğu şehirde yaşıyor, acaba?
Acaba, kaçı nüfus cüzdanında yazan memlekette yaşıyor, hatta bir süreliğine yaşadı?
Ben değil!
Resmi kayıtlara göre babamın memleketi, benim memleketim de oldu, ama ben hiç orada yaşamadım. Nüfus cüzdanımda doğum yeri hanesinde kayıtlı şehirde hepi topu üç sene yaşamışım. Sonra da tayinler nereye çıktıysa, orada sürdü yaşamlar.
Taa ki, üniversiteye girip, İstanbul'a gelene kadar. O gün bugün, kendimi bu şehrin adamı sayar oldum. Anılarımı burada biriktirdim, çoğalttım, kendimi bu şehirle özdeşleştirdim.

Anne ve babamın memleketinden başka, tayinlerle gittiğimiz kasabalar, şehirler de memleketimiz oldu. Şimdi oraları, tek tek farklı özellikleriyle hatırlarım.
Kimini sıcak yaz öğlenlerinde serin ağaç altlarında okuduğum kitaplarla, kimini soğuk karlı kış günleri okul yolunda bata çıka yürümemle, kimini akşamın alaca karanlığına dek sokakta oynamamla...
Bazen bir leylak kokusu, bazen bir tabla taze ayçiçeği, bazen bir demet taze nohut, bazen tencereye sığmayan ve bir türlü pişmeyen kocaman tavuk beni o yerlere götürür.

Bunları anımsamama sebep, okuduğum bir kitap.
Dedelerinden birini dedelerimden birine benzettiğim,taze peynirle yapılan "pendirli helva"sının tastamam aynısını ninelerimin yaptığı, şehrin ağaç altı su kenarı yerlerine yapılan bahar gezilerinin benzerlerini benim de başka şehirlerde yaşadığım geçmiş zaman anları, capcanlı dikiliverdi karşıma.
Kitabın yazarı, çocukluğunu, doğduğu kenti, büyüdüğü memleketini, ilk gençliğini, bugün artık tamamen "intibak ettiği" büyük kentdeki ilk günlerini anımsıyor, anlatıyor.

Derler ki, ergenlik insanın çoçukluğu ile vedalaşmasıdır. O ara dönemde çocukluğunla vedalaşıp vedalaşamayacağına karar verir, bunu başarırsan yetişkin olursun.
Bir de başaramaz bir yerlerde takılı kalırsan da, hayatını ayaklarının altında sürükleyerek geçirirsin. O zaman, o eski günler anı olmaktan çıkar hayalete dönüşür.



Yazar, Mehmet Saraç, kitabında çocukluğuyla vedalaşmış. Sadece çocukluğuyla değil, o dönemdeki kayıplarıyla da.
İnsanın yüzleşmesi en zor anıları, hayatından zamansız kaybolan insanlar belki de. Kaybolanla vedalaşmanın, bir törenle yapılamadığı ya da yapılan törenin insana yetemediği, acısını dindirmediği durumlar olmaz mı?
Olur elbet!
Derken gün gelir, o insanla birlikte yenilen bir yemek onu anmaya veya ardından pişirilen bir kap yemek onun acısıyla vedalaşmaya vesile olur.

Yazar, kitapta, kayıpların anısıyla vedalaşmayı, kısmen yemek kültürü aracılığla yapıyor. Böylece, bir yandan da yazarın yaşadığı coğrafyanın yeme kültürünü, yemek çeşitlerini de tanıyor, öğreniyoruz.
Yuha ekmek nedir, söğürme hangi sebzeden yapılır (sır vereyim size, balcandan yapılır balcandan), kuymak ne zaman yenir, kimin için pişer, Urfalı'nın kıymalı dediğini biz ne diye bilirmişiz meğer (bunu söylemiycem, okuyunca bulacaksınız), meyankökü şerbeti ne işe yarar?
Dikkatinizi çekmiştir, isimler, tanımlar yerel ağızla ifade ediliyor, doğrusu da bu zaten. Ya anlamazsam diye endişelenmeyin, hepsinin anlamları kitapta var.

Yaşanan coğrafya, Doğunun kadim kültürünün baştacı şehirlerinden, kuruluşu Nemrud'a, İbrahim Peygamber'e giden kehribar rengi şehir: Urfa.
Urfa, belki şimdiden sonra Urfa tüneli'nin Atatürk barajından taşıdığı suyla cana kavuşan Harran ovasının itmesiyle yeniden eski parlak günlerine dönüş yapacak.
Yıllar önce GAP diyarını gezmiştim. O zaman tünelin yarısı ancak yapılmıştı, baraj su tutmaya henüz başlamıştı. Anlatılana göre artık iklim değişmeye başlamış, yumuşamış, bereket artmış. Geçende pazardan aldığım mis gibi domatesler Urfa'nın sulu tarımının mucizesiydi. Belki bir gün iklim değişikliği, mutfak kültürünü de değiştirecek.
İşte o zaman, bu Urfalılar ne yer ne içermiş dendiğinde bunu bize anlatacak bir kitap bulunacak: "Canlarına Değsin".

Sadece mutfak kültürünü öğrenmek, anımsamak için okumayacağız "Canların Değsin"i.
Efsaneler, söylenceler kentinden bize aktaracağı çok söz var, Mehmet Saraç'ın.
Gerçek olduğuna inanamayacağınız, aynıyla yaşanmış kırık hayatlar, nasıl dayanılmış bilemeyeceğiniz acılar, gülmekten gözlerinizi yaşartacak anılar...
Yazarın duru, akıcı, alıp götüren anlatımına doyamayacak, "sonra ne olmuş peki" diyeceksiniz, daha da anlatsın, daha da anlatsın isteyeceksiniz.

Sevgili Yazar, anılarınızı bizimle paylaştığınıza değecek, bu kitap.
Emin olun!

ekmekcikiz.blogspot.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder